Anayasa’nın 35. maddesi, mülkiyet hakkını yalnızca tapu siciline bağlı bir yetki kümesi olarak değil, hak sahibinin mülkünden doğan ekonomik ve sosyal yararlara erişim hakkı olarak da güvence altına alır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihadında uyguladığı “ölçülülük testi”, “mülkiyet hakkının özünün zedelenmemesi ilkesi” ve “adil dengeleme ilkesi”, Fikirtepe örneğinde açıkça tartışma konusudur. Çünkü maliklerin mülkiyet haklarının kullanılmasını belirsiz süre ile askıya alan idari eylem ve ihmaller, AYM’nin bazı imar ve acele kamulaştırma kararlarında vurguladığı üzere, “fiilî el atma niteliğinde sonuç doğurabilir”.
Kentsel dönüşüm alanlarında devletin belirlediği plan ve süreçlerin öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ilkelerine uygun olması gerekir. Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin en belirgin gereği olan bu ilkeler, kişinin mülkü üzerindeki tasarruf beklentisinin korunmasını da içerir. Nitekim Yüksek Mahkeme kararlarında “meşru beklenti doktrini”, özellikle dönüşüm projelerinde maliklerin geleceğe yönelik hak kayıplarının telafisiz nitelikte olabileceğini kabul etmektedir. Fikirtepe’de yaşanan gecikme ve denetim eksikliği, maliklerin ekonomik kayıplarının idarenin hizmet kusuru sorumluluğu (AY m.125) bağlamında tazmin edilmesi gereğini gündeme getirmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında mülkiyet hakkına müdahalelerde “üç aşamalı denetim” yapmaktadır;
- Müdahalenin hukuka uygun dayanağı,
- Meşru amaç (çoğu zaman kamu yararı),
- Orantılılık ve adil dengeleme.
AİHM içtihadlarında, mülkiyet hakkından faydalanmanın uzun süre belirsizliğe bırakılması hâlinde hak ihlali doğabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Bu içtihatlara göre, maliklerin mülkiyetinden doğan kazanç ve kullanım imkânının ertelenmesi, “aşırı şahsi külfet” oluşturduğu ölçüde ihlal teşkil eder ve etkin bir tazmin mekanizması zorunlu hâle gelir. Fikirtepe sürecinde malikler, bağımsız bölümlerine kavuşamamakla kalmamış; kira desteği ve diğer telafi araçlarının yetersizliği nedeniyle ekonomik kayıplar yaşamış; yani Kamu Yararı – Bireysel Hak dengesi ciddi biçimde bozulmuştur.
Sosyal devlet ilkesi (AY m.2), kentsel dönüşüm uygulamalarında devleti salt düzenleyici değil, aynı zamanda koruyucu ve telafi edici bir aktör olarak konumlandırır. Bu bağlamda devletin yükümlülüğü yalnızca dönüşüm alanını ilan etmek değil; yapım sürecini denetlemek, gecikmeleri önlemek, riskleri üstlenmek ve doğan zararları gidermektir. Aksi hâlde dönüşüm; şehirleri yenileyen değil, hakları aşındıran bir mekanizma hâline gelir.
Sonuç olarak, Fikirtepe’de yaşananlar hukuki açıdan şu gerçeğin altını çiziyor;
Mülkiyet hakkı, yalnızca yıkılamayacak yapılar değil; yıkılamayacak bir hukuki güvencedir.
Hukuk devleti, bu güvencenin ihtilafsız bir biçimde hayata geçirildiği düzendir. Kentsel dönüşüm uygulamaları ise bu düzenin en ciddi stres testlerinden biridir. Bu test, etkin tazmin, hukuki güvenlik, orantılılık ve bireyin fedakârlığını asgari düzeye indiren mekanizmalarla başarıya ulaşır. Aksi hâlde Fikirtepe’nin yarım kalan yapıları yalnızca birer inşaat problemi değil, hukukun tamamlanmamış hikâyesi olmaya devam eder.
Av. Elif Coşkun
Kaynak: Fikirtepehaber.com






FDDEVLET UNUTTU GALİBA FİKİRTEPE Yİ??